Top Social

'Çişteki mucize' | Kim haklı, Sabetaycı Caner Taslaman mı, Sabetaycı Pakize Suda ve kaynakları mı, İlahiyatçı Ebubekir Sifil mi? | Akademi Dergisi

çişteki mucize, caner taslaman, ebubekir sifil, veyis ateş, pakize suda, sabetaycılar, deve idrarı, kimdir, kitaplar, akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, turgay ciner, carmen thomas, adnan oktar,



'Çişteki mucize'



Caner Taslaman ile Ebubekir Sifil münazarasına dair yorum/paylaşım yapmadığıma temas edilerek, görüşlerimi merak ettiklerini ifade eden mesajlar gönderiliyor. 

Sabetaycı gizli Yahudi olduğunu deşifre ettiğimiz Osman Caner Taslaman, meydandaki, Müslüman görünen pek çok gizli Yahudi gibi, özellikle hadislere, sünnete ve mezheplere saldırıyor. Taslaman'ın bir dönem dahil olduğu Yahudi ve Mason Adnan Oktar grubu da aynı şekilde hadislere, sünnete ve mezheplere saldırıyor.

Şu an için aralarındaki tek fark şu ki, Adnan Oktar'ı, uzun süre ve inatla, aslında bir Yahudi olduğunu inkar ettikten sonra, yine de itirafa mecbur bıraktık ve herkes neyin ne olduğunu gördü. Kendisine "gizli Yahudi" diyenleri dava edip cezalar aldıran Oktar, gün geldi, çaresizce, logosu bile Masonik mesajlar içeren A9 kanalında canlı yayına çıkarak, hür iradesi ile "Evet, Yahudiyim, ben-i İsrail'im, gurur duyuyorum" itirafında bulundu. Sorun şu ki, Türk Guguk Sistemi hala kendisine müdahale etmedi. ''Olur mu öyle şey? Öyle ise sen bize neden doğru söylemedin? Neden aksini iddia ettin? Neden bunca yıl, bunca vatandaşa cezalar vermemize sebep oldun?'' demedi. 

Hiç kimsenin, gerçek kimliği ile yaşayıp, gerçek yüzünü gösterdikten sonra, Yahudi, Musevi, Hristiyan, Alman, Fransız, Laz, Kürt, Ermeni olmasından yana, bizim mensup olduğumuzun haricinde herhangi bir dine ve ırka mensup olmasından yana hiçbir rahatsızlığımız olmaz. İslam dini hem ırkçılığı yasaklar, hem de dinde zorlamayı, zorla İslam'ı hak din olarak kabullendirmeyi yasaklar. Ama birileri, gerçek kimliği ile yaşamıyor, müslüman olmadığı halde müslüman görünüyorsa ve bununla da yetinmeyip, müslümanların inançlarını en temelden ve bir an önce değiştirmek istiyorsa, yaklaşık 14 asırlık geçmişi, yüz binle alimi ve sayısız ilmi eseri hiç sayabiliyorsa, karşısına çıkan ve İslami ilimler sahasında uzman olan şahısların ispatları karşısında çok çirkin tavırlar sergiliyor, tartışmaya açtığı hususlarda gerçek meydana çıkarıldığı halde ısrarla hatta alaya alarak, aşağılayarak, şovmence tavırlarla gerçekleri bastırmak ve on milyonlarca kişiyi yanlışa sevk etmek istiyorsa, burada bir art niyet olduğu ve bir gizli plan/hedef olduğu muhakkaktır ve derhal adli makamların görevlerini yapıp soruşturmaya veya yargılamaya tabi tutması gerekir. 

Osman Caner Taslaman, aylardır kendisi hakkında paylaşımlar yaptığımız ve hatta kendisinin sosyal medya profillerine doğrudan yazdığımız halde, ''Sabetaycı gizli Yahudi olduğu, art niyetli olduğu, gerçekleri kendisi de görüp anladığı ama bir sebepten kabullenmek istemediği'' iddiamızı ısrarla görmezden geliyor. Son defaki paylaşımlarımızdan sonra, bu defa bu bilgi çok yüksek sayıda vatandaşımız tarafından duyuldu, sosyal ağlarda paylaşıldı ve Taslaman da daha fazla görmezden gelemeyip kendince bu iddialarımıza cevap vermeye kalktı. Sorun şu ki, sözde cevabında/açıklamasında hiçbir şeye cevap yoktu, ne 'Evet, ben gizli bir Yahudiyim' dedi ne 'Hayır, ben gizli bir Yahudi değilim' dedi ve bu yaşananları da ayrıca bir yayınımızla geniş şekilde değerlendirmiştik. 

Pek çok açıdan/sebepten tasvip etmediğimiz, istikamette görmediğimiz, samimi bulmadığımız ve geçen seneler boyunca pek çok yayınımız ile kendisini sert şekilde tenkit ettiğimiz Ebubekir Sifil ile, sahibi Sabetaycı Yahudi Turgay Ciner olan Haber Türk kanalında, bir canlı yayında karşı karşıya geldi Caner Taslaman... İlahiyatçı Ebubekir Sifil, geçen seneye kadar sorun görmediği halde, son zamanlarda oluşan bir haklı çevre baskısı nedeniyle olsa gerek, artık mesture (tesettürlü) olmayan bir kadının programında dini meseleleri tartışmak istemediği için, Sabetaycı gizli Yahudi Cansu Canan Özgen'in Öteki Gündem'i yerine, tipik bir İslamcı (müslüman değil, İslamcı) olup Sabetaycıların elinde oynattığı kadronun çok bilinen isimlerinden Veyis Ateş'in programına çıktı. Ebubekir Sifil, sorulara cevap verecek taraf olmasına rağmen, soru soran taraf olan Caner Taslaman'a da, cevap vermesi istenen Sifil'e de aynı süre verildi. Eşitlik söz konusuydu, adalet yoktu. Buna rağmen bile, hakkını yememek gerekir ki Sifil, bazı meselelerde tam isabet ile cevaplar verdi. 

Bu programa dair, saatler sürecek sesli değerlendirme/yorum yapmak mümkün ama özetle bu programda;

➥ Taslaman'ın Arapça bile bilmediği... En temel fıkhi meselelerden hatta en temel fıkhi tabirlerden hala bihaber olduğu...


➥ Hadis ilmine dair hiçbir şey bilmediği... Bunca yıldır hadisleri yıkmaya çalışan biri olduğu halde, bu alanda tanınmış biri olduğu halde, hala hadis kitaplarına giren her hadisin, hadis alimlerince sahih hadis kabul edildiğini ve onunla amel edildiğini bile zan ettiği...

➥ Önündeki kitaplardan Türkçe ve mealen okuduğu bazı hadislerin meallerinin sıkıntılı olup tercüme sırasında manalarının bozulmuş olduğu, bunu bile değerlendirecek, tetkik edebilecek durumda olmadığı...

➥ Bu durum kendisine iki cümle ile izah edilince, haya etmek, milyonlarca insandan utanıp edeple özür dilemek, 'Eyvah, ben bunca senedir milyonla insanın dinini yıktım ve halim bu mu, şimdi milyonların önünde de bu hale mi düştüm? Ya benim ahirette halim nasıl olur? Hangi bir kişinin hesabını verebilirim.' demek yerine, çirkin tavırlarla üste çıktığı..

➥ Tartışma orada biteceği, bu tartışmalara girecek, bu hususlarda söz söyleyebilecek liyakati olmadığı anlaşıldığı halde susmadığı... Hakikatin peşinde olmadığı, kaç milyon kişiyi dini hususunda, sonsuz saadeti hususunda felakete sürüklese bile bir saniye umurunda olmadığı... Bu nedenle, nefsi bir tavırla sadece altta kalmamak derdinde olduğu, bu refleksi sergilediği... Muhatabını sinir krizlerine sokabilecek derecede pişkin tavırlar ve de çok çirkin yüz ifadeleri ile, çirkin gülüşlerle üste çıkmaya çabaladığı... (Yeniden izleyin, o anlarda görüntüyü durdurun ya da yavaşlatın, çirkinlik derecesini göreceksiniz)

➥ Sifil, söz sırası kendisine gelince Taslaman'ı muhatap alarak soru-cevap şeklinde, net EVET/HAYIR karşılıkları ile ilerlemek istediğinde, iki aşama bile ilerleyemeyeceğini bilen Taslaman'ın ''Siz sürenizi doldurun, sorun, ben sonra cevap veririm" diyerek tehlikeyi savuşturduğu, sonrasında ise hemen hemen hiçbir şeye kale alınır cevaplar veremediği...

➥ Veyis Ateş'in bunu fark edip, tartışma henüz başlarken bitecek ve reyting olmayacak endişesi ile Taslaman'ı taktik taktik kolladığı, Sifil'in ezici darbeler vurmasından ve özellikle de soru/cevap tarzında devam etme baskısından koruduğu... Ne yazık ki, buna razı olmak zorunda olmadığı halde Sifil'in din gayreti ile, ihlasla üzerine gitmediği...

➥ Veyis'in de din, diyanet, milyonların ebedi saadeti gibi bir sıkıntısı olmadığı ve şimdi, söz konusu bu maksatlı tavırları kendisine sorulsa, yaptığı bu haksızlığı 'Benim tarafsız olmam şart' bahanesi ile izaha kalkabilecek yapıda olduğu... 

(Oysa bir şahıs, bir hususta bilgi/iddia sahibi ve ispat/delil sahibi ise, rest çekip kendine güvenip münazaraya çıkmışsa, soru/cevap tarzı da devam edilse ona saygısızlık ve haksızlık olmaz ve hatta cevap vermek, bu restin karşısında dik durmak zorundadır. Aksi durumda iddiası boştur, kale alınmaz, onunla münazaraya falan çıkılmaz. Sunucu/moderatör, taraflardan birinin bu açığını fark edip kapatmakla, geçiştirmekle memur değildir. İşte aslında taraf tutmak bu olur. Bir taraf aşırı derecede liyakatsiz ise, restinin ardında duramıyorsa, laf cambazı ise, din ilimlerine, yüz binle alime ve esere saçının tek teli kadar kıymet vermiyorsa, bu derece seviyesiz ve samimiyetsiz ise, onu herhangi bir gerekçe ile koruyan, kollayan ve nakavt olmasına izin vermeyen moderatör de onun seviyesinde birisidir. Hatta "E sen ne demeye rest çekip münazaraya çıkıyorsun? Şu haline bak?" deseydi bile, kabalık etmiş olmazdı. Bu taktik kollamaları yapan kişinin asıl derdinin hakikatlerin meydana çıkması olmadığı, milyonların dini hususlarda doğruyu bulması olmadığı, reyting ya da başka bir şey olduğunu düşünmek ve hatta bu hususta suçlamak da hukuka uygun olur. Pek TV seyir eden biri değilim, çok uzun zaman sonra Veyis Ateş denilen şahsı izledim. Programın başlangıcında yaklaşık bir dakika kadar ekranda kaldı ve benim içim daraldı. Siması çok değişmiş, enerjisi çok değişmiş, sesi, üslubu çok yapmacık olmuş, konuşurken ağız ve çene hareketleri bile aşırı derecede itici bir hale gelmiş ki bu ifadelerim de hakaret değildir, hakikattir.)

➥ Sifil'in istese, karşısındaki kişinin seviyesine düşmeden bile, 'et-tekebburu ale’l-mütekebbiri sadakatün' yani 'kibre karşı kibir sadakadır/caizdir' kaidesince, sadece ama sadece şovmenliği ile orada varlığını korumaya çalışan, ilmi cihetten bomboş olan Taslaman'ı, rahatlıkla ezip geçebileceği halde bunu yapmadığı, ona şovmenlik yapma imkanı sağladığı...

(İmam Şafii (rh.) ''Kibirliye karşı iki kere kibirlen'' buyurmuştur. İmam-ı Azam (rh.) ise, “Kendisini önemsemeyen (ona kibirlenen) kişiye karşı tevazu gösteren zalimden daha zalimdir” buyurmuştur. Sifil, tavrını, program sonrasındaki sosyal medya paylaşımlarında 'tevazu', 'edep', 'ilim adamına yakışan tavır' gibi tabirlerle izaha yeltense de, sergilediği çok büyük bir samimiyetsizlikten başka bir şey değil. Ayrıca program sonrasında sosyal medya hesabından hem bu cümlelerini paylaşıp hem de Taslaman'a 'şovmen' demesi de, ''Acaba Sifil'in samimiyet sorununun haricinde, başka bir sıkıntısı daha mı var?'' dedirtiyor. Öyle ya, muhatabı ilim adamı değil de şovmen ise, neden ona şovmenlere sergilenecek bir tavır sergilemedi ve hatta neden program sonrasında bile bu acayip tavrını devam ettiriyor. Hatta muhatabı, ilk defa kendisinin karşısında mı şovmenleşmiş... Zaten şovmenliği evvelden beri herkes tarafından bilinen biri değil miymiş. Öyle ise bir şovmenin karşısına, ilmi münazara yapmak iddiası ile neden çıkmış.)

➥ Ebubekir Sifil, bayram ve Cuma namazlarına Kur'an-ı Kerim'den delil istemesi karşısında, ıkınıp duran Taslaman'ın, o anlardan sonra, hak ettiği şekilde üzerine gitse, konuları geçiştirmesine ve Veyis'in de Taslaman'ın laf dolaştırmalarını kollamasına izin vermese, tartışmanın orada kesin sonuçla biteceği... 

(Hakaret etsin, bağırıp çağırsın demiyoruz, o rahatsız edici sözde tevazusu ve sözde edebi yerine, en azından Taslaman kadar beden dili, ses tonu, ezici üslup, ısrar ve baskıyı kastediyoruz. Taslaman, deve idrarı meselesini, fare zehiri ile Acve hurması meselesini, defalarca ısıtıp ısıtıp Sifil'in önüne koydu. Hatta Sifil'in derdi hakikatin meydana çıkması, on milyonlarca insanın sonsuz saadeti ise, büyük bir fitnenin bastırılması ise, böyle bir fırsat yakaladığında, şovmen dediği muhatabını sık sık mahcup duruma düşürmesi, mahcup duruma düşürdüğü hallerde de laf cambazlığı yapmasına izin vermemesi gerekir. Madem ki cuma namazını Kur'an'da bulamıyor ama laf cambazlığı yapıyor muhatabı, cuma namazı gibi, böyle deniz derya kadar mesele açıkça Kur'an'da geçmiyor, üst üste ve baskı kurarak sormak çok mu zor? Sakal bırakmaya farz diyecek kadar bomboş olan Caner Taslaman'ı, bu trajikomik açıklamasından sonra baskı altına aldığı ve mahcup duruma düşürdüğü gibi, 'Ben vakitle değil, karşılıklı tartışmaya da varım" deyip deyip aslında bundan kaçan Taslaman ile karşılıklı tartışmaya girer, bir ilim adamının bir din cahili şovmen laf cambazı karşısında sergilemesi gereken sertliği, heybeti, kararlılığı da sergiler ve programın başından sonuna kadar yüzlerce kere, ıkınıp kalacağı hallere kolayca sokabilirdi.  Buna imkan bulunamayan bir durumda da, Sifil'in yerinde olan ihlas sahibi biri 'Ben hiçbir soruma cevap alamayacaksam, şahsın seviyesi işte bu ise, yaptığı hep laf cambazlığı ise, buna rağmen şahsın bana yönelttiği sorularına cevap vermeme vakit de vermiyorsanız, benim burada durmamın, bunun şov yapmasına, çirkin bir tarzda davranmasına izin vermemin, milyonların yanlışa düşmesine vesile olmamın, din adamlarının saygınlığına halel getirmemin mantığı ne?' diye orayı terk ederdi, ya da doğru ve ısrarlı tavırlarla haksızlığı ortadan kaldırırdı. Ben olsaydım, bir şovmenin karşısına ilmi bir münazara yapmaya hiç çıkmazdım ya da bir şovmene had bildirme niyeti ile çıkar, ona göre davranır, sonra kimseye mahcup olmaz ve sosyal medya paylaşımlarım ile, düştüğüm bu hali gizlemeye çalışmazdım. 'Programın formatı nedeni ile temas edemediğim meseleleri izah ettiğim bir video paylaşacağım" demezdim. O programda, o şartlarda, hangi meseleyi hakkı ile izah imkanı bulmuş?) 

➥ Akademi Dergisi takipçisi olan, Taslaman'ın Sabetaycı bir Yahudi olduğunu da bilen ve Adnan Oktar taifesinden yetişmiş biri olduğunu da bilen Sifil'in, kanunen hiçbir engel olmadığı ve dinen çok da gerekli olduğu halde 'Siz Sabetaycı mısınız? Bu kadar delili, ispatı bu nedenle mi görmezden geliyorsunuz? Sizin sorununuz nedir?" diye sormadığı, sadece 'Sizin ideolojinize uymuyor bunları kabullenmek..." mealinde bir cümle kurup devamını getirmeyerek, bir an önce yapılması gereken o müdahaleyi, elde ettiği o tarihi fırsatta yapmadığı... Sifil'in de en az Taslaman kadar samimiyetsiz biri olduğu, on milyonlarca insanın itikadi tehlikeye düşmesine sebep olabilecek Taslaman gibi birini, istese o programda kısa sürede, detaylara ve Taslaman'ın hiç tartışamayacağı ilmi meselelere falan girmeden bitirebileceği halde buna niyetli olmadığı... Hedefinin, Allah rızası için gerçek bir alim gibi durmak olmadığı, hakikati meydana çıkartmak olmadığı, büyük bir fitneyi bastırmak olmayıp tartışmak, münazara etmek, meşhur olmak, konuşulmak, ekranların aranılan kişilerinden biri olmak olduğu...

(Bunu, her alimin yapması gerekeni yaparsa, dinimizi bile alet ederek şakşakladığı ve bir gizli Yahudi ihaneti ürünü olan, CIA ile #İçimizdekiİsrail tarafından kurulan AKPKK'nin, onun üzerini o anda sileceği... Belki FETÖ'cü ilan edileceği, belki vakıf/dernek faaliyetlerinde ve konferanslar konusunda ciddi sıkıntılar çıkarılacağı, belki AKPKK teşkilatınca istenmeyen adam ilan edileceği, belki ciddi sayıda takipçi kaybedeceği... Düşünün, çıktığı o canlı yayın Haber Türk kanalındaydı, Haber Türk Sabetaycı gizli Yahudi Turgay Ciner'e ait ve Turgay, AKPKK'nin en büyük destekçilerinden, hizmetkarlarından biri...) 

diye örneklendirirsek, yukarıda örneklendirdiğimiz hatta yer ve zaman sıkıntısından dolayı temas bile edemediğimiz çok şeyleri gördük, duyduk, izledik, öğrendik, iyice emin olduk. 

Şimdi Caner Taslaman, bu derece rezil olduğu bir programdan sonra, hem bütün milletten özür dileyeceği, kahrolup haya edip yerin dibine gireceği ve tevbe edeceği yerde, yine kendine yakışır şekilde, sanki zafer kazanmış kumandan edaları ile sosyal medya paylaşımları yapıyor. 

Sifil de izah ettiğim gibi bir halde. Dolayısı ile ortada ciddiye alınacak taraflar, ciddiye alınacak gerçek bir münazara yoktu/yok. Programda tartışma konusu olan pek çok meseleye dair çok yıllardır, çok sayıda yayın yaptık Akademi Dergisi'nde... Temas etmediğimiz hususlar da var, onlara da inşaallah temas edeceğiz. 

Programın ardından en çok üzerinde durulan husus da, deve sidiği hadisi... Caner Taslaman kadar seviyesiz tarzda davranarak, programın bu kısmının konuşulduğu yerden kısa kesit paylaşan, Sifil'in çok zayıf ve yetersiz de olsa yaptığı kısacık izah kısmını bile kesite almayan ve mevzuyu kasten olduğundan farklı gösteren sayısız kişi, sayfa hatta haber sitesi/sayfası oldu sosyal medyada, internet aleminde...

Bu hususta kafası karışan, neye inanacağını şaşıran milyonlarca insana, birilerinin, hiçbir şeyden endişe etmeden, hiçbir menfaat beklentisi olmadan, olması gerektiği gibi dosdoğru şekilde izahat yapması gerekiyor. Akademi Dergisi olarak, sekiz senedir yaptığımız gibi, bu vazife öyle görünüyor ki yine bize kalıyor. Çünkü meydana gerçek hocalar/alimler yerine, particiliği din edinmiş, siyaset batağına batmış, izin verildiği kadar konuşabilen, tartışabilen, dini meseleleri izah ederken bile partisinin ve liderinin ve çevresinin menfaatlerini düşünen ve kendini sınırlayan, izin verildiği kadar adam harcayabilen, Sabetaycı olduğu kesin olan birine, en azından 'Neden sizin Sabetaycı gizli Yahudi olduğunuz iddia ediliyor? Siz daha önce Adnan Oktar grubundan mıydınız? Kızıl imamcılar meselesi nedir?' şeklinde bile soru soramayan İslamcılar dolmuş. 

Öncelikle, söz konusu hadisin sahih olduğu tartışmasız bir gerçek. Hadisin sahih olduğuna dair de ayrıca yayınlar yapacağız. Dini meselelere dair dip seviyede olan Taslaman'ın, hayatı boyunca diline doladığı dini konular zaten belli başlı iken, keşke uzun süre öncesinden bu münazaraya çıkacağını bilen Sifil, bir gayrete gelip çalışma yapsaydı. İdrar ile tedavi ve sineğin kanadındaki zehir ile panzehir meselesine dair, dünyaca itibarlı profesörlerin isimlerini, eserlerini, raporlarını net bilgi ile zikir ederek karşılık verecek kadar hazırlığı olsaydı. Hiç değilse, idrar ile tedavinin bilimsel yönünün olmadığını milyonların önünde hiç utanmadan iddia edebilen ve kendinden emin, çirkin gülüşlerle iddia edebilen Caner Taslaman'a, Caner Taslaman gibi Sabetaycı bir gizli Yahudi olan Pakize Suda'nın, Sabetaycı Aydın Doğan'ın sahibi imiş gibi göründüğü ama #İçimizdekiİsrail'in kurumsal gazetelerinden biri olan Hürriyet'te yazılar yazmış olan Sabetaycı Pakize Suda'nın, 2006 yılında yayımlanan 'Çişteki mucize' yazısını hatırlatsaydı. Ardından bu hususta yapılmış çok sayıda bilimsel çalışmanın, Caner'in iddia ettiği gibi Arap bilim adamları tarafından değil, Avrupalı ve özellikle de Almanyalı bilim adamları tarafından yapıldığını, idrar ile tedavinin en çok da Almanya'da yaygın olduğunu, idrarla tedavi meselesinin İslam'a ve Araplara has bir şey olmadığını, deve idrarından kansere bile şifa olan ilaç geliştirildiğini ve daha deniz derya kadar hususu/detayı gür sesle, kendinden emin, ihlaslı ve şovmenliğe izin vermeyecek tarzda anlatabilseydi. Ya da hiç çıkmasaydı böyle bir Sabetaycı gizli Yahudi ve art niyetli şovmenin karşısına...


***
Adnan'ın kediciklerinden Tülay Kumaşçı'nın paylaşımını doğrulamak isteyenler, şuraya bakabilirler: 



Pakize Suda'nın, söz konusu 'Çişteki mucize' başlıklı yazısı şurada:  (Yazının istisna kısmı hariç, geneline katılmıyoruz. Bevil/idrar/çiş, necistir. Pistir. Hastalık sebebidir. Hanefi fıkhına göre bütün havyanların ve canlıların değil, sadece deve idrarının şifaya vesile yönü vardır. Bu da, doğrudan kara düzen içmek ile değil, çeşitli terkiplerle, usullerle kullanmak/tüketmek iledir.)

(Gerçek sahibi CIA olan ve içimizdeki gizli Ermeni ve gizli Yahudileri kollamak için bin türlü takla atan Facebook, bu yayınımızı taktik surette sansürlüyor ve paylaşıldığı yerdeki görünürlüğünü düşürüyor. Dalga dalga yayılmasına mani oluyor. Özel mesajlar ve e-posta yolu ile de etrafınıza duyurmanızı tavsiye ederiz.)




BU YAYINIMIZI SOSYAL AĞLARDA PAYLAŞMAYIN, çünkü CIA SANSÜRLEYECEK ve kimse görmeyecek.

Bizi, gerçek sahibi CIA olan Facebook başta olmak üzere, Amerikan sosyal ağlarının  ve video kanallarının hiçbirinde sağlıklı/sansürsüz/özgür bir şekilde takip edemezsiniz. Senelerdir sansürleniyoruz ve bunu yüzlerce somut teknik delil ile, ayrıca binlerce kişinin şahitliği ile ispat edebiliyoruz. Buradaki yayınlarımızı/videolarımızı da Amerikan sosyal ağları üzerinden yaymayı başaramazsınız.

BİZİ TELEGRAM GRUBUMUZDAN TAKİP ETMELİSİNİZ

Paylaşımlarımızı anında görüp takip etmenin tek sağlıklı yolu Telegram grubumuza üye olmanızdır. WhatsApp'ın da gerçek sahibi CIA'dır ve Telegram, WhatsApp'ın alternatifi olan bir yazılımdır, bize has ve tarafımızdan üretilen bir yazılım değildir. Dünyada, onlarca devlette yüz milyonlarca kişi tarafından güvenle kullanılır. Güncel paylaşımlarımızdan anında haberdar olmak için www.telegram.org adresinden, kullandığınız cihaza uygun olan bir uygulamasını kurup, şuradaki Telegram kanalımıza takipçi olabilirsiniz: http://www.t.me/AkademiDergisi
ilk yorumu sen yap
Yorum Gönder